Geçmiş yıllarda insanlar yalnızca besin ihtiyaçlarını karşılamak için yemek yerken, günümüzde ise farklı sebepler dolayısıyla ihtiyacımızdan daha fazlasını yiyoruz. Gıda endüstrisinin günümüzde sunduğu, besin değeri düşük, yüksek enerji içeren lezzetli yiyecekler günümüzde haliyle fazlasıyla talep bulmaktadır. Dolayısıyla besinlerdeki bu değişim, insanların yeme alışkanlıklarını değiştirmiştir. Bu durumun sonucu olarak da günümüzde yeme bağımlılığı dediğimiz, aşırı bir tüketim hali meydana gelmiştir.
Tanısı henüz yaygın olarak kabul edilmese de, yeme bağımlılığı davranışları gösteren bir kişinin anlaşılabilmesi için birtakım ölçütler vardır:
• Doygunluk hissi olsa da bazı yiyeceklere aş erme
• Yemeye başlandığında kendine engel olamama
• Gıdaları tükettikten sonra tıkanmışlık hissi
• Yemeyi azaltmakta veya durdurmakta başarısızlık
• Zararını bildiği halde gıdaları tüketmeye devam etme
Nedenleri
1. Psikolojik Nedenler: Yaşam süresince kişi yaşadığı olumsuz olayların sonucunda rahatlama isteğini yansıtma aracı olarak yeme davranışında bulunabilir. Bu davranışınkontrolsüzce sık sık tekrarlanması ile pekişen yeme bağımlılığı, öte yandan sevgi ve destek arayışına, travmalara işaret eden bir rahatsızlıktır.
2. Biyolojik Nedenler: Bazı araştırmalara göre yeme bağımlılığına bağlı olarak gelişen obezitenin %60 oranında genetik olduğu söylenebilir. Bu konuda genetiğe işaret eden bulgulara rastlansa da, yine de daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulan bir konudur.
Tedavi
İlk olarak kişinin rahatsızlığının farkında olması ve kontrol altına alma yönünde bir çaba göstermesi elzemdir. Bu niyetle kişi, ilk olarak aşamalı detoks uygulayabilir. Burada amaç, aşamalar halinde bağımlılık yapan yiyecek veya içeceklerin tüketiminin bırakılmasıdır. Bırakılan gıdaların yerine kişinin beslenme şekline uygun gıdalar tercih etmesinin doğru olacağını söyleyebiliriz.
Tümüyle değerlendirdiğimizde, yeme bağımlılığı yalnız değil, en başta obezite olmak üzere birçok hastalığı beraberinde getirdiği için tedavisi pek de kolay değildir. Tedavinin yarım kalmasını önlemek amacıyla kişinin öz-denetimine yönelik farkındalığını her zaman yüksek tutması ve belirlenen tedavi şekline uyması önemlidir.
Tedavi şekillerine bakıldığında, psikoterapi, farmakoterapi ve psikoeğitimi içeren çok yönlü bir tedavinin iyileşme süreci açısından en optimum tedavi şekli olduğu anlaşılmaktadır.






